Mansur Çelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mansur Çelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2026/05/02

Rahmi Yıldırım’a veda yazısı

Rahmi Yıldırım, 1995’te ANKA Haber Ajansı’na girdiğimde tanıdığım, güler yüzlü dev adam. Rahmi Paşam 28 Nisan gece yarısı gözlerini yaşama yumdu. Üç gün sonra 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda sol yumruk havada slogan atarken göremedik bu kez… Zor zamanlarda Genel Başkanlığını yaptığı  ÇGD pankartı öksüz kaldı bu yıl, Rahmi ağabey yoktu çünkü.

Bilmeyenler olabilir, Rahmi ağabey Kara Harp Okulu 1978 mezunudur, ama jandarma üsteğmeni iken 80 darbesi sonrasında sol görüşlü oldukları için onlarca arkadaşıyla birlikte TSK ile ilişikleri kesildi ve yıllarca Metris Cezaevinde tutulup yargılandı. Cezaevi sonrasında ise Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nu okuyup bitirdi, gazetecilik günleri başladı ve nihayet yolumuz ANKA’da kesişmiş oldu. Almanya’nın Sesi Radyosu’na ve İsveç başta olmak üzere birçok ülkenin Türkçe servislerine günlük Türkiye özeti yapmasını, bütün bir günü 10 dakikaya sığdırıp anlatmasını hayranlıkla izlerdim bir çömez olarak. Askeri geçmişi nedeniyle tüm meslektaşları gibi ben de kendisine “Rahmi Albayım” derdim, ama yılmadı, mücadele etti ve hukuksuz atılma kararını iptal ettirdi özlük haklarını geri almayı başardı. İşte o günden sonra benim için o güzel insan “Rahmi Paşam” idi.

Günlerdir elim varmadı yazamadım bu veda yazısını, çok üzgünüm hangi cümleyi yazsam eksik, yetersiz kalacak Rahmi Ağabey için. Öncelikle her zaman hayata gülümserdi. Çok gergin bir anda bile gülümsemesini kaybetmezdi. Kısa bir an durur, azıcık sesli nefes alır başlardı konuşmaya. Etkili konuşurdu, çünkü ne düşünüyorsa onu yaşıyordu, özü sözü birdi. Şu bizim kokuşmuş mesleğimizde çok müstesna bir usta idi. Lafını esirgemedi hiç, namerdin yüzüne söyledi aklından ne geçiyorsa sakınmadan.

Gölbaşı mezarlığında 30 Nisan’da toprağa verdik o güzel insanı ve 69 yıllık mücadelesi nihayet sona erdi. Cenazesine gelen kalabalık, kişiliğinin de yansımasıydı. Hem gazeteciler hem de Harbiye 78 devresi ve sonraki silah arkadaşları onu yalnız bırakmadı, şiirlerle, güneşli günlere ulaşma sözüyle uğurladı ebediyete. Güldal Mumcu ve Özge Mumcu Aybars’tan; UMAG’da eğitim görmesine rağmen artık basın dışında olan eski öğrencilerinin dahi Rahmi hocalarını uğurlamaya geldiklerini söylemesi de kalabalığı açıklıyordu biraz.

Rahmi Ağabeyin vefatıyla bir konu artık zihnimde berraklaştı. Bizler, basın mensupları öyle veya böyle; ülke gündemine damga vuran, ülkeyi yönlendiren isimleriyle görüşüp haberler yapıyoruz, milyonlarca vatandaşın derdine derman, kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışıyor her kesimin sorununu görünür kılıyoruz. Ve yıllar geçip gidiyor ama gün geliyor yalnız ölüyoruz be kardeşim. Büyük, sanal kalabalıklar içinde tekil yalnızlıklarımızla baş başayız. Bunu yazdım çünkü Rahmi ağabeyin rahatsızlığını bir arkadaşım gizlilik içerisinde bana çıtlattı ve hemen ertesi gün, 19 Nisan’da Hacettepe Hastanesi’nde ziyaretine gittim, iyi ki gitmişim. Çok az meslektaşı biliyordu hastanede yattığını ve durumunun ağır olduğunu. Maske takmama rağmen eşi ve kızı Elif gibi paşam da şaşırdı beni görünce ama “Mansur” deyip gülümsemesi yetti bana. Kızıyla yaptığı geziyi, kuzey ışıklarını izlemelerini bloğunda çok güzel yazmıştı, imrendiğimi söyledim, “Yenilerini yapalım, iyileş hemen” dedim. “Yedi gün kadar daha buradayım” dedi. “Sana sormadan ANKA grubunda paylaşmak istemedim hastaneyi” deyince, verdiği “Yazma Mansur” karşılığı, elimi kolumu bağladı. Ne zor şeymiş be usta, oradasın tedavi görüyorsun ama bulaş riski nedeniyle ziyaret dahi edemiyorum ve tüm bunları kimseye anlatamıyorum, ah… Artık çok ilerlemiş olan melun hastalık kendisine söylenmediği için cep telefonu kızı Elif’in kontrolü altındaydı. (NOT: Yazımın yayınlanmasından bir gün sonra Elif hanım bana mesaj göndererek, bazı düzeltmeler yaptı yazının sonuna ekliyorum. MÇ 3.5.2026). SMS gönderdim sonraki gün “yanındayım, yapabileceğim ne varsa” diye ama olmadı işte. Gerçekten iyiler erken gidiyor galiba şu hayattan…

Hiç kimse hastanede ziyaret edemedi Rahmi Paşamı diye üzülüyordum, ama Gölbaşı mezarlığında, devre arkadaşı olan CHP Edirne eski milletvekili Rasim Çakır ile sohbet ederken onların hastaneye gittiğini öğrenince acım gerçekten hafifledi biraz da olsa.

Güle güle koca yürekli dev adam. Tüm ömrün mücadele ile geçti ruhun huzur bulsun artık. Aklın burada kalmasın, merak etme seni örnek alan meslektaşların, UMAG’da yetiştirdiğin öğrencilerin her yerde senin adını yaşatacak. Sevgi, saygı ve rahmetle uğurluyorum seni Rahmi Paşam, her zaman kalbimde olacaksın.

02.05.2026, Ankara

Düzeltme:

Elif Yıldırım açıklaması: "... Öncelikle söylemek isterim ki babamla günlük iletişimi olan kişiler, yani geniş ailesi, devre arkadaşları ve diğer en yakın dostları, onun hastanede olduğundan hemen haberdar oldular ve süreç boyunca babamı ziyaret ettiler. Telefonla ve mesajlarla da günlük olarak bilgi aldılar. İkinci olarak, babamı kaybettiğimizde henüz hastalığının teşhisi konmamıştı. Siz ziyarete geldiğinizde de öyleydi ve tetkikleri devam ediyordu. Hem babam hem annem ve ben, babamın semptomlarına sebebiyet veren muhtemel hastalıkların doktorlar tarafından tetkiklerle araştırıldığını biliyor ve teşhisin konulup tedaviye başlanmasını bekliyorduk. Üçümüz de teşhisi konmamış muhtemel hastalıkları konuşmaya ne zamanımızı ne çabamızı harcadık. Biz zamanı geldiğinde tedavimizi olup hastaneden iyileşerek çıkacağımızı konuşuyorduk. Son güne kadar da bu böyle oldu. Bir de, babamın telefonu her zaman kendisindeydi. Yalnızca, arayan dostları ve yakınlarımızla görüşmelerini, kendisinin fazla yorulmaması adına babam ikimizin birlikte yapmasını rica ederdi. Bu görüşmeleri telefonun hoparlörü açık olarak birlikte yapardık."

Düzeltme hakkında açıklamam: Rahmi Paşam için ne yazsam eksik olacak derken korktuğum başıma geldi. Elbette bu bir veda yazısı ve duygusal, kişisel öğeler de içeriyor. 'Kimseye duyuramadım' ifademle özellikle Uğur Mumcu dönemi de dahil olmak üzere ANKA Haber Ajansı'nın kuruluşundan itibaren yönetici olan yazar, müdür ve muhabirlerin de olduğu ANKA whatsapp grubunu kastettim. Bu grubu da Rahmi Ağabey kendisi kurdu ve farklı dönemlere hitap etmesi için Rahmi Ağabeyin dışında Ali Polat, Fatmagül Sevkuthan ve ben grupta yöneticilik yapıyoruz. MÇ

  


2025/11/01

China Mieville’i Çok Geç Tanıdım


Hacettepe Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarımda, bölümümün de etkisiyle dünya edebiyatını çok daha iyi takip ediyordum açıkçası. Fransız edebiyatı dışında özellikle bilimkurgu daha fazla ilgimi çekiyordu. Bu sözünü ettiğim yıllar 90’ların başı olunca doğal olarak Çağdaş İngiliz yazar China Mieville okuma radarıma girememiş, bugün ise kendisini çok geç tanıdığım için gerçekten üzgün hissediyorum. Neyse, geç de olsa tanıştık önemli olan da bu.

Bu yıl eşim sayesinde öğrendiğim ve hemen hayranı olduğum Mieville, 1973 doğumlu ve Cambridge Üniversitesi’nde Sosyal Antropoloji okumuş, ve London School of Economics’te uluslararası ilişkiler alanında doktora yapmış. Doktora tezi ise edebi eserlerinde de doku olarak kendisini hissettiren bir alan: “Eşit Haklar Arasında: Uluslararası Hukukun Marksist Bir Teorisi”.

Marks’ın adını duyunca hemen ürkenler olabilir, ama korkmasınlar Mieville halen Warwick Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. Yani demem o ki China Mieville müthiş bir yazar, körü körüne siyaset yapmıyor kitaplarında. Tam tersine “bu kadarına da pes, böyle bir kurgu insanın aklına nasıl gelir” diyerek şaşkınlık ve hayranlıkla dört kitabını okudum son iki ay içerisinde: Kral Fare, Perdido Sokağı İstasyonu, Yara, Kraken. Yordam Kitap’ı ve Mieville’i emanet ettikleri çevirmenler Güler Siper ve Mehtap Gün Ayral’ı da kutluyorum. Kurgusu çok zor olan kitapları ve yaratılmış sözcükleri İngilizce’den Türkçe’ye çok başarılı biçimde uyarlamışlar. Çünkü bazı sözcükler İngilizcede dahi imalar içerecek şekilde uydurmaca olarak yazılmış olmasına rağmen dilimize anlamını yitirmeden çok başarılı aktarılmış ve bunu da dipnotlarla okuyuculara anlatmışlar.

Açıkçası Mieville İngiltere’de yaşadığı için şanslı. Çünkü gelecekteki Londra ile ilgili kurgusunu mesela İstanbul veya Ankara için yapsaydı en azından Türkçede öğreneceği ilk hukuki terimler “tahkir ve tezyif etmek” olurdu sanırım.

China Mieville eserlerinde, en azından benim okuduğum dört kitabında, yönetici kesimler ve yönetilen alt tabakadaki milyonlarca insan var. Yani politik duruşunun yansımalarını eserlerinde görüyorsunuz. Tabii ki tüm bu siyasi dokunuşlar hoyratça yapılmıyor, China Mieville’in Arthur C. Clark ve Britanya Fantezi Ödüllerini birçok kitabıyla kazandığını unutmamak gerekir.

Okumayanlar için ayrıntılar verip potansiyel okuyucuların heveslerini kırmak istemem ama bir insanfare düşünün mesel. Belirsiz zaman dilimlerinde istediği an form değiştirebiliyor, Londra dehlizlerinde, karakollarında deyim yerindeyse cirit atıyor, polisleri atlatıyor. Günümüzde sürekli konuşulan yapay zekayı, robotları düşünün ama Mieville evreninde “tekraryapım”lar var. Üstelik bu tekraryapımlar; Londra hakimlerinin hayal gücüyle doğru orantılı biçimde, suç işledikleri konuyla ilgili olarak başka canlıların organları veya makine parçaları gibi sabit nesnelerin mahkum edilen insanın vücuduna ameliyatla entegre edilerek oluşturuluyorlar.

Ya da tüm Londra’nın üzerinde geceleri uçan, herkesin üzerine kabus gibi çökerek onların hayallerini emerek beslenen, sürekli gerginliği artıran dehşet verici dört yaratık düşünün. Üstelik bu korkunç ucubeleri sarayın ARGE birimlerinde yetiştiriyorlar ve işler kontrolden çıkınca bu canavarı uyuşturucu tacirleri sahipleniyor, çünkü bu yaratığın yavrusunu beslediği sütü insanda inanılmaz sanrılara yol açıyor!

Tüm dünyadan uzakta, pusulaların dahi gösteremediği bir yerlerde, çeşitli nedenlerle ülkelerinden sürülmüş, kaçmış insanların bir araya gelerek oluşturduğu, her geçen gün büyüyen gemilerden oluşmuş bir korsan ülke de var Mieville dünyasında. Her türden kaçak, sürgün canlı ve tekraryapımların kent/ülkesinde korsanlıkla işleyen bir ekonomi var. Yalnız bu korsanlar yağmaladıkları gemilerden çalıştırılacak canlılar dışında istisnasız tüm kitapları ve olabildiğince toprak da çalıyor. Armada kent/ülke sürekli yer değiştirdiği için sadece kendilerinin ürettiği özel pusulaya sahip olan korsan gemileri ancak geri dönmeyi başarabiliyor. İnsan dışında kaktüs, yunus, vampir, aklınıza ne gelirse o kadar çok canlı türü bu yüzen ülkede, kendi mahallelerinde yaşıyor. Kendileri de sonradan gelmiş olan, güvenilirliklerini ispatlayarak yükselmiş iki yönetici sevgili var. Hayalleri ise okyanusların bittiği yerlere kadar gitmek her şeyin sahibi olmak. Oraya da motor gücüyle gidilemeyeceği için “Deniz Şeytanı”nı yakalayıp koşum bağlamaları ve petrolle beslemeleri gerekiyor! Tabii ülkeyi yönetmek için askeri güç de lazım. Üstelik komutanın “Olasılık Kılıcı” her saldırıda binlerce olasılık, eş kılıç hayaletiyle birlikte vuruyor. Yani insan üstü bir varlıkla dövüşse bile her olasılıkta Komutan Doul mücadeleyi kazanıyor.

Kraken’de ise Londra Doğal Tarih Müzesi’nde cam fanus içinde sergilenen dev bir mürekkep balığı ardında iz bırakmadan çalınıyor. Yine Londra ve kıyametin kopmak üzere olduğunu düşünen birçok tarikat var. Eski Mısır’dan Styx nehrini tersine yüzerek kaçıp gelen ve heykeller/biblolar arasında seyahat eden kayıp ruh da bu kıyameti önlemek için bir biyoloğa yardım ediyor. Ama öyle bir ortam var ki kutu fabrikasındaki robotlar dahi birleşip destek grevi yapabiliyor. Atılgan Gemisi’ndeki fazer silahının dahi ateşlendiği bu kurguda; atılan kurşunların saplandığı bedende büyüyerek silaha dönüşmesi, kıyamet çatışmasında evrenlerin esneyip sönmesi, çalıştırıldığında dinleyicisine zaman ve mekan atlatan i-pod, evrimi hiç olmayana kadar yakıp evreni yeniden başlatmak…

2025 yılının sonuna yaklaşırken, Türkiye’de ve dünyada büyük acılara tanık olduğumuz şu günlerde bunun sırası mı diyenler elbette China Mieville okumak istemeyebilir. Ama günlük koşturmaca içinde kendimize bir nefes alma alanı yaratmak bizi iyileştirecekse işte o anları oluşturan isimlerden birisidir Mieville. Kurgu bilim, fantastik öykü sevenler bu satırları anlayacaktır, sözüm onlara: Kesinlikle bu kitaplara ve China Mieville’e hayran olacaksınız. İyi okumalar.


Rahmi Yıldırım’a veda yazısı

Rahmi Yıldırım, 1995’te ANKA Haber Ajansı’na girdiğimde tanıdığım, güler yüzlü dev adam. Rahmi Paşam 28 Nisan gece yarısı gözlerini yaşama y...