China Mieville’i Çok Geç Tanıdım
Hacettepe Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarımda, bölümümün de etkisiyle dünya edebiyatını çok daha iyi takip ediyordum açıkçası. Fransız edebiyatı dışında özellikle bilimkurgu daha fazla ilgimi çekiyordu. Bu sözünü ettiğim yıllar 90’ların başı olunca doğal olarak Çağdaş İngiliz yazar China Mieville okuma radarıma girememiş, bugün ise kendisini çok geç tanıdığım için gerçekten üzgün hissediyorum. Neyse, geç de olsa tanıştık önemli olan da bu.
Bu yıl eşim sayesinde öğrendiğim ve hemen hayranı olduğum Mieville, 1973 doğumlu ve Cambridge Üniversitesi’nde Sosyal Antropoloji okumuş, ve London School of Economics’te uluslararası ilişkiler alanında doktora yapmış. Doktora tezi ise edebi eserlerinde de doku olarak kendisini hissettiren bir alan: “Eşit Haklar Arasında: Uluslararası Hukukun Marksist Bir Teorisi”.
Açıkçası Mieville İngiltere’de yaşadığı için şanslı. Çünkü gelecekteki Londra ile ilgili kurgusunu mesela İstanbul veya Ankara için yapsaydı en azından Türkçede öğreneceği ilk hukuki terimler “tahkir ve tezyif etmek” olurdu sanırım.
China Mieville eserlerinde, en azından benim okuduğum dört kitabında, yönetici kesimler ve yönetilen alt tabakadaki milyonlarca insan var. Yani politik duruşunun yansımalarını eserlerinde görüyorsunuz. Tabii ki tüm bu siyasi dokunuşlar hoyratça yapılmıyor, China Mieville’in Arthur C. Clark ve Britanya Fantezi Ödüllerini birçok kitabıyla kazandığını unutmamak gerekir.
Okumayanlar için ayrıntılar verip potansiyel okuyucuların heveslerini kırmak istemem ama bir insanfare düşünün mesel. Belirsiz zaman dilimlerinde istediği an form değiştirebiliyor, Londra dehlizlerinde, karakollarında deyim yerindeyse cirit atıyor, polisleri atlatıyor. Günümüzde sürekli konuşulan yapay zekayı, robotları düşünün ama Mieville evreninde “tekraryapım”lar var. Üstelik bu tekraryapımlar; Londra hakimlerinin hayal gücüyle doğru orantılı biçimde, suç işledikleri konuyla ilgili olarak başka canlıların organları veya makine parçaları gibi sabit nesnelerin mahkum edilen insanın vücuduna ameliyatla entegre edilerek oluşturuluyorlar.
Ya da tüm Londra’nın üzerinde geceleri uçan, herkesin üzerine kabus gibi çökerek onların hayallerini emerek beslenen, sürekli gerginliği artıran dehşet verici dört yaratık düşünün. Üstelik bu korkunç ucubeleri sarayın ARGE birimlerinde yetiştiriyorlar ve işler kontrolden çıkınca bu canavarı uyuşturucu tacirleri sahipleniyor, çünkü bu yaratığın yavrusunu beslediği sütü insanda inanılmaz sanrılara yol açıyor!
Tüm dünyadan uzakta, pusulaların dahi gösteremediği bir yerlerde, çeşitli nedenlerle ülkelerinden sürülmüş, kaçmış insanların bir araya gelerek oluşturduğu, her geçen gün büyüyen gemilerden oluşmuş bir korsan ülke de var Mieville dünyasında. Her türden kaçak, sürgün canlı ve tekraryapımların kent/ülkesinde korsanlıkla işleyen bir ekonomi var. Yalnız bu korsanlar yağmaladıkları gemilerden çalıştırılacak canlılar dışında istisnasız tüm kitapları ve olabildiğince toprak da çalıyor. Armada kent/ülke sürekli yer değiştirdiği için sadece kendilerinin ürettiği özel pusulaya sahip olan korsan gemileri ancak geri dönmeyi başarabiliyor. İnsan dışında kaktüs, yunus, vampir, aklınıza ne gelirse o kadar çok canlı türü bu yüzen ülkede, kendi mahallelerinde yaşıyor. Kendileri de sonradan gelmiş olan, güvenilirliklerini ispatlayarak yükselmiş iki yönetici sevgili var. Hayalleri ise okyanusların bittiği yerlere kadar gitmek her şeyin sahibi olmak. Oraya da motor gücüyle gidilemeyeceği için “Deniz Şeytanı”nı yakalayıp koşum bağlamaları ve petrolle beslemeleri gerekiyor! Tabii ülkeyi yönetmek için askeri güç de lazım. Üstelik komutanın “Olasılık Kılıcı” her saldırıda binlerce olasılık, eş kılıç hayaletiyle birlikte vuruyor. Yani insan üstü bir varlıkla dövüşse bile her olasılıkta Komutan Doul mücadeleyi kazanıyor.
Kraken’de ise Londra Doğal Tarih Müzesi’nde cam fanus içinde sergilenen dev bir mürekkep balığı ardında iz bırakmadan çalınıyor. Yine Londra ve kıyametin kopmak üzere olduğunu düşünen birçok tarikat var. Eski Mısır’dan Styx nehrini tersine yüzerek kaçıp gelen ve heykeller/biblolar arasında seyahat eden kayıp ruh da bu kıyameti önlemek için bir biyoloğa yardım ediyor. Ama öyle bir ortam var ki kutu fabrikasındaki robotlar dahi birleşip destek grevi yapabiliyor. Atılgan Gemisi’ndeki fazer silahının dahi ateşlendiği bu kurguda; atılan kurşunların saplandığı bedende büyüyerek silaha dönüşmesi, kıyamet çatışmasında evrenlerin esneyip sönmesi, çalıştırıldığında dinleyicisine zaman ve mekan atlatan i-pod, evrimi hiç olmayana kadar yakıp evreni yeniden başlatmak…
2025 yılının sonuna yaklaşırken, Türkiye’de ve dünyada büyük acılara tanık olduğumuz şu günlerde bunun sırası mı diyenler elbette China Mieville okumak istemeyebilir. Ama günlük koşturmaca içinde kendimize bir nefes alma alanı yaratmak bizi iyileştirecekse işte o anları oluşturan isimlerden birisidir Mieville. Kurgu bilim, fantastik öykü sevenler bu satırları anlayacaktır, sözüm onlara: Kesinlikle bu kitaplara ve China Mieville’e hayran olacaksınız. İyi okumalar.
